sebebinin "aracı"yı doğrudan muhatap haline getirmek olduğunu düşündüğüm durum.
insanın hedeflerine ulaşmak için para elde etmesi zorunluluğu malum. ulaştığımızda mutlu olacağımız, "haz" elde edeceğimiz varlıklar, belki kavramlar, maddeler vs vardır. bunların da bir bedeli var çoğu zaman. işte bunlara ulaşabilmek için hedefler koyarız, sonra da karşılığı kadar parayı elde etmek gereği ortaya çıkar.
ancak bu yaşam stilinin içine dalıp, uzaktan büyük resme bakmayı ihmal eden bireyler yavaş yavaş asıl varmak istedikleri hedefleri unutup, doğrudan aracıyı, yani parayı amaç haline getirirler.
peki para gerçekten hedef olabilir mi? bakınız gençlikte çokça hedef vardır, çokça haz. ancak maddi imkanlar yeterli değildir. maddi imkanların yeterli olması için geçen onca yıldan sonra ise elde edilen paranın harcanamayacağı bir hayat stili oluşmuştur. gece 9'da evine giden bir birey, yatmadan önce yaşayacağı 3 saat için mi kazanmıştır bütün gün o parayı?
işte bunun anlaşıldığı an, paranın insanı harcadığının ortaya çıktığı andır. para, sizi kendine köle etmiştir, ona sahip olmak için ömrünüzü vermişsinizdir, günlerinizi vermektesinizdir. görünen o ki, kalan ömrü de onun yoluna harcamak artık bir zorunluluk olmuştur.
peki bu durumda boş mu verelim herşeyi? elbette her uç fikir gibi bu da olumsuz sonuçlar doğurur. ideali nedir? ideali, ölmeyecek gibi düşünüp para kazanmak, yarın ölebilecek gibi düşünüp onu harcamak.
her zaman bir köşede acil bir sağlık gideri için paranız olsun. bir ev satın aldıktan sonra ise elde edilen tüm para hazlar için değerlendirilebilir. 7.nesilden torununa yetecek kadar parası olup hala dünyayı gezmemiş bir insanın dünyadaki varlığını sorgularım. "o da onun özgürlüğü, yargılayamazsın" demeyin, çok fena yargılarım.
9 Aralık 2014 Salı
türkiye'de kadın erkek eşitliği
kadın ile erkeğin denkliği ve eşitliği kavramlarının tartışılması gerekliliği nedeniyle tam olarak hangi verilerle incelenmesi gerektiği belirlenememiş tartışmadır.
kadının erkekten üstün olduğu konular ve erkeğin kadından üstün olduğu konular elbette vardır. bu iki taraf için de bir övgü veya yergi değildir. fiziksel, duygusal, zihinsel olarak birbirinden farklı iki insan grubu, elbette ki birbirinden farklılıkları olacaktır.
burada tartışılması gereken, yasalar önünde eşitlik, önyargılar açısından eşitlik vs.dir.
kadın dayak yediğinde, "kocasıdır döver" denilmesi, yasalar önünde sağlanan eşitliğe muhalefettir.
ancak ben tuğla taşınması için işçi alıyorsam, aradığım eleman büyük ihtimalle bir erkek olacaktır. elbette ki bu işi yapabilecek kadınlar mevcuttur, ancak istatistik diye de bir bilim vardır.
kadının erkekten üstün olduğu konular ve erkeğin kadından üstün olduğu konular elbette vardır. bu iki taraf için de bir övgü veya yergi değildir. fiziksel, duygusal, zihinsel olarak birbirinden farklı iki insan grubu, elbette ki birbirinden farklılıkları olacaktır.
burada tartışılması gereken, yasalar önünde eşitlik, önyargılar açısından eşitlik vs.dir.
kadın dayak yediğinde, "kocasıdır döver" denilmesi, yasalar önünde sağlanan eşitliğe muhalefettir.
ancak ben tuğla taşınması için işçi alıyorsam, aradığım eleman büyük ihtimalle bir erkek olacaktır. elbette ki bu işi yapabilecek kadınlar mevcuttur, ancak istatistik diye de bir bilim vardır.
dombıra
arslanbek sultanbekov'un yazdığı ve seslendirdiği şarkı.
devşirilmiş bir versiyonu da 2014 yerel seçimlerinde ak parti'nin seçim şarkısı olarak kullanılmıştır.
orjinali ile günümüz türkçesi arasındaki benzerliğe dikkat etmek gerekiyor. yüzlerce yıllık sovyet işgalinin, osmanlıyı ve selçukluyu kasıp kavuran fars ve arap hayranlığının tüm olumsuz etkilerine rağmen birbirinden kopmayan türkçe lehçelerini gözönüne sermiş bir eser.
orjinal versiyonu,
kara kıs avulumga kelgende
kültüldegen kar yerge tüsgende
dombıramdı alarman
yürek sazım çalarman
kaygırgandı eş aytbam
dombıra sazım estgen ataylar
manesine es bergen anaylar
estgenine oy berip
yüreklerge ses berip
köz yastı kızganmaslar
nogaydın kaygı sansız kününde
batirler yuklamagan kününde
yüreklerin kötergen
sogıslarda küş bergen
köptü körgen dombıra…
günümüz türkçesi ile ;
kara kış köyüme gelende
lapa lapa kar yere düşende
dombıramı alırım
yürek sazımı çalarım
kaygılarımı hiç söylenmem.
dombıra sazımı işiten babalar
manasına kulak veren analar
işittiğini akıl yorarak,
yürekleri titreyerek
göz yaşlarını esirgemezler.
nogayların derdi sayısız, her gününde
yiğitlerin uyumadığı günlerde
yüreklerini cesaretlendiren
savaşlarda güç veren
görüp geçirmiş dombıra
devşirilmiş bir versiyonu da 2014 yerel seçimlerinde ak parti'nin seçim şarkısı olarak kullanılmıştır.
orjinali ile günümüz türkçesi arasındaki benzerliğe dikkat etmek gerekiyor. yüzlerce yıllık sovyet işgalinin, osmanlıyı ve selçukluyu kasıp kavuran fars ve arap hayranlığının tüm olumsuz etkilerine rağmen birbirinden kopmayan türkçe lehçelerini gözönüne sermiş bir eser.
orjinal versiyonu,
kara kıs avulumga kelgende
kültüldegen kar yerge tüsgende
dombıramdı alarman
yürek sazım çalarman
kaygırgandı eş aytbam
dombıra sazım estgen ataylar
manesine es bergen anaylar
estgenine oy berip
yüreklerge ses berip
köz yastı kızganmaslar
nogaydın kaygı sansız kününde
batirler yuklamagan kününde
yüreklerin kötergen
sogıslarda küş bergen
köptü körgen dombıra…
günümüz türkçesi ile ;
kara kış köyüme gelende
lapa lapa kar yere düşende
dombıramı alırım
yürek sazımı çalarım
kaygılarımı hiç söylenmem.
dombıra sazımı işiten babalar
manasına kulak veren analar
işittiğini akıl yorarak,
yürekleri titreyerek
göz yaşlarını esirgemezler.
nogayların derdi sayısız, her gününde
yiğitlerin uyumadığı günlerde
yüreklerini cesaretlendiren
savaşlarda güç veren
görüp geçirmiş dombıra
bozkurt işareti
elin (çoğunlukla sağ) orta ve yüzük parmağını baş parmak ile buluşturmak, bu suretle işaret parmağı ve serçe parmağı havada bırakmak şeklinde yapılabilen işaret.
bu şekli ile bir kurt görüntüsü oluşturmaktadır.
ülkemizde milliyetçi hareket partisi ile özdeşleşmiştir ancak kökeni daha geniş kapsamlıdır.
türklerin tarihleri boyunca kullandıkları bir selamlaşma işaretidir bozkurt. bugün bile, rusya'nın çeşitli bölgelerine dağılmış türk toplumlarında kullanılmaktadır.
bu denli önemli bir kültür öğesinin tek bir siyasi parti ile ilişkilendirilmesi, bu selamı verenlerin bir ideolojiye aitmiş gibi değerlendirilmesi üzücüdür.
peki nasıl tanıştı mhp bu sembol ile? nihal atsız bir gün alparslan türkeş ile karşılaşıyor ve ona türklerin tarihsel olarak kullandığı bu selamı tanıtıyor. türkeş de bunu çok beğenip kullanmaya başlıyor. hızlıca yayılmasının akabinde de partinin önemli sembollerinden biri haline geliyor.
mhpli olarak yaftalanmadan bu selamın kullanılabilmesi gerekirdi, nesnellik bunu gerektirirdi. ama ülkemizde kategorize etme sorunu var, yaftalamadan, bir alt gruba dahil etmeden rahatlayamıyoruz insanları.
bu şekli ile bir kurt görüntüsü oluşturmaktadır.
ülkemizde milliyetçi hareket partisi ile özdeşleşmiştir ancak kökeni daha geniş kapsamlıdır.
türklerin tarihleri boyunca kullandıkları bir selamlaşma işaretidir bozkurt. bugün bile, rusya'nın çeşitli bölgelerine dağılmış türk toplumlarında kullanılmaktadır.
bu denli önemli bir kültür öğesinin tek bir siyasi parti ile ilişkilendirilmesi, bu selamı verenlerin bir ideolojiye aitmiş gibi değerlendirilmesi üzücüdür.
peki nasıl tanıştı mhp bu sembol ile? nihal atsız bir gün alparslan türkeş ile karşılaşıyor ve ona türklerin tarihsel olarak kullandığı bu selamı tanıtıyor. türkeş de bunu çok beğenip kullanmaya başlıyor. hızlıca yayılmasının akabinde de partinin önemli sembollerinden biri haline geliyor.
mhpli olarak yaftalanmadan bu selamın kullanılabilmesi gerekirdi, nesnellik bunu gerektirirdi. ama ülkemizde kategorize etme sorunu var, yaftalamadan, bir alt gruba dahil etmeden rahatlayamıyoruz insanları.
arslanbek sultanbekov
dombıra adlı şarkısı ile geçtiğimiz seçimlerde adından sıkça söz ettirmiş türk şarkıcı.
nogaylıdır. nogay türkçesi ile yaptığı eserleri son zamanlarda ülkemizde de kendine yer bulmuştur. halk türküsü diyebileceğimiz çizgide eserler üretir.
dombıra adlı şarkısı, burada ismini vererek reklamını yapmak istemediğim bir türk şarkıcı tarafından "alıntılanmış" ve üzerine türkçe sözler yazılarak ak parti seçim şarkısı olarak kullanılmıştır. arslanbek önceleri duruma itiraz etse de sonradan ak parti mitinglerine katılmıştır.
sanatçının nogay el, tizgen, kanglı, kosayım gibi şarkıları da dinlenilesidir.
nogaylıdır. nogay türkçesi ile yaptığı eserleri son zamanlarda ülkemizde de kendine yer bulmuştur. halk türküsü diyebileceğimiz çizgide eserler üretir.
dombıra adlı şarkısı, burada ismini vererek reklamını yapmak istemediğim bir türk şarkıcı tarafından "alıntılanmış" ve üzerine türkçe sözler yazılarak ak parti seçim şarkısı olarak kullanılmıştır. arslanbek önceleri duruma itiraz etse de sonradan ak parti mitinglerine katılmıştır.
sanatçının nogay el, tizgen, kanglı, kosayım gibi şarkıları da dinlenilesidir.
trigliserid
vücuta bulunan kötü bir yağ çeşidi. mümkün olduğunda hemen karaciğere doluşur, sonra göbek ve bel çevresinde toplanır. kalp krizi, tansiyon, şeker gibi ülkemizde çok sık rastlanan hastalıkların sebebi olarak gösterilir.
trigliseridleri vücuttan atabilmek için, zeytin yağı tüketmek, unlu mamullerden uzak durmak, glikozu öğünlerimizden çıkarmak, pirinç tüketmemek gerekiyor.
trigliseridleri vücuttan atabilmek için, zeytin yağı tüketmek, unlu mamullerden uzak durmak, glikozu öğünlerimizden çıkarmak, pirinç tüketmemek gerekiyor.
12 kasım 1999 düzce depremi
15 yıl önce gerçekleşen büyük felaket.
bolunun büyüyen ilçesi düzce (o zamanlar), ilk olarak 17 ağustos 1999'da marmara depreminde ağır hasar alır. izmit ve adapazarı'nın zeminleri de aynı düzce gibi, suyun üzerinde gezinen ve yerleşime uygun olmayan yerler olduğundan, deprem dalgaları düzceye sanki deprem düzcede olmuşçasına kolay varır ve düzcenin önemli kısmı yerle bir olur.
ama şanslıdır çoğu insan, fındık mevsimidir ve insanlar köylerindedir. korkulan kadar büyük can kaybı yaşanmaz.
ama artçı şoklar devam etmektedir ve deprem profesörleri (bu, o zamanlar çok meşhur olan tabir) yakın zamanda fayın kırılmayan kısmının yeni bir deprem doğurabileceği uyarısında bulunmaktadır.
11 kasım 1999 günü düzce merkezli 5.8 büyüklüğünde bir deprem olur. insanlar panik halinde, öncü deprem mi acaba diye birbirlerine sormaktadır. yok canım olmaz öyle derken zaman ilerlemektedir.
12 kasım günü, kimisi haberleri izlerken, kimisi şirinler izlerken büyük bir gürültü ve sarsıntı yakalar düzce insanını. bu sefer başkadır, merkez üssü düzcedir ve zemine aşırı yakındır. insanlar ilk şoku atlatıp dışarı çıktıklarında sokaklarında en az bir evin yıkılmış olduğunu görürler.
feryat figanı, canlı yayında deprem olduğunu öğrenip telefona sarılan yakınlar aralar. ilk anlarda henüz telefon kesilmemiştir. bir kişi bile öğrense ölmediğini yeter aslında, o herkese haber verir, "bu hengamede bi de insanların bizim için üzüldüğü ile uğraşmayalım"dır çünkü.
çoluğunu çocuğunu etrafına toplayan rahat bir nefes alır, "çok şükür allahım". ama akrabalar? bir telaş başlar. acaba kimseye birşey oldu mu?
biraz zaman geçtikçe söylentiler gelmeye başlar, "ersoy apartmanı yıkılmış", "mehmet akif caddesinde taş üstünde taş kalmamış", "istanbul caddesinde heryer tuğla olmuş, arabalar geçemiyor", "e-5 tıkanmış, hareket imkansız". bu kadar çok yerde birden yıkım olduysa kimbilir neyi atlattık diye düşünür insan.
bu panik ortamında fay hattı durmamaktadır. neredeyse büyük bir deprem şiddetinde binlerce artçı şok yaşanmıştır o gece. her deprem eyvahlara yol açar. açık alanda, boş bir tarlada depreme yakalanıp kaçan insanlar gördü bu gözler. diyemiyorsun ki "nereye", adam kendini unutmuş, onu mu düşünecek.
gece ilerler, adapazarından gelir yardım, elinde kolonya ve battaniye ile bir abimiz, "eşekten düşenin halinde eşekten düşer anlar" demiş. daha sabahın ışıkları olmadan ankara belediye halk ekmek tırlarını göndermiş sıcak ekmek dağıtıyor, "sıcak yemek dağıtımına birazdan başlayacaklarmış".
sabaha doğru artık tablo insanların gözünde netleşmeye başlar. evin reisi gezmiştir etrafı, "bizden kimseye birşey olmamış çok şükür". ama arkadaşlar, onların akrabaları, ateşin düştüğü yerde elbet yara bırakmıştır.
bolunun büyüyen ilçesi düzce (o zamanlar), ilk olarak 17 ağustos 1999'da marmara depreminde ağır hasar alır. izmit ve adapazarı'nın zeminleri de aynı düzce gibi, suyun üzerinde gezinen ve yerleşime uygun olmayan yerler olduğundan, deprem dalgaları düzceye sanki deprem düzcede olmuşçasına kolay varır ve düzcenin önemli kısmı yerle bir olur.
ama şanslıdır çoğu insan, fındık mevsimidir ve insanlar köylerindedir. korkulan kadar büyük can kaybı yaşanmaz.
ama artçı şoklar devam etmektedir ve deprem profesörleri (bu, o zamanlar çok meşhur olan tabir) yakın zamanda fayın kırılmayan kısmının yeni bir deprem doğurabileceği uyarısında bulunmaktadır.
11 kasım 1999 günü düzce merkezli 5.8 büyüklüğünde bir deprem olur. insanlar panik halinde, öncü deprem mi acaba diye birbirlerine sormaktadır. yok canım olmaz öyle derken zaman ilerlemektedir.
12 kasım günü, kimisi haberleri izlerken, kimisi şirinler izlerken büyük bir gürültü ve sarsıntı yakalar düzce insanını. bu sefer başkadır, merkez üssü düzcedir ve zemine aşırı yakındır. insanlar ilk şoku atlatıp dışarı çıktıklarında sokaklarında en az bir evin yıkılmış olduğunu görürler.
feryat figanı, canlı yayında deprem olduğunu öğrenip telefona sarılan yakınlar aralar. ilk anlarda henüz telefon kesilmemiştir. bir kişi bile öğrense ölmediğini yeter aslında, o herkese haber verir, "bu hengamede bi de insanların bizim için üzüldüğü ile uğraşmayalım"dır çünkü.
çoluğunu çocuğunu etrafına toplayan rahat bir nefes alır, "çok şükür allahım". ama akrabalar? bir telaş başlar. acaba kimseye birşey oldu mu?
biraz zaman geçtikçe söylentiler gelmeye başlar, "ersoy apartmanı yıkılmış", "mehmet akif caddesinde taş üstünde taş kalmamış", "istanbul caddesinde heryer tuğla olmuş, arabalar geçemiyor", "e-5 tıkanmış, hareket imkansız". bu kadar çok yerde birden yıkım olduysa kimbilir neyi atlattık diye düşünür insan.
bu panik ortamında fay hattı durmamaktadır. neredeyse büyük bir deprem şiddetinde binlerce artçı şok yaşanmıştır o gece. her deprem eyvahlara yol açar. açık alanda, boş bir tarlada depreme yakalanıp kaçan insanlar gördü bu gözler. diyemiyorsun ki "nereye", adam kendini unutmuş, onu mu düşünecek.
gece ilerler, adapazarından gelir yardım, elinde kolonya ve battaniye ile bir abimiz, "eşekten düşenin halinde eşekten düşer anlar" demiş. daha sabahın ışıkları olmadan ankara belediye halk ekmek tırlarını göndermiş sıcak ekmek dağıtıyor, "sıcak yemek dağıtımına birazdan başlayacaklarmış".
sabaha doğru artık tablo insanların gözünde netleşmeye başlar. evin reisi gezmiştir etrafı, "bizden kimseye birşey olmamış çok şükür". ama arkadaşlar, onların akrabaları, ateşin düştüğü yerde elbet yara bırakmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)